“Sinop’a gidilir mi?” diyenlere şöyle diyelim: Karadeniz’in hırçınlığını sakin bir liman şehrinin huzuruyla aynı pakette sunan, tarihi de doğası da bol kepçe bir yer burası. Türkiye’nin en kuzey ucunda, Boztepe Burnu’nun karayla buluştuğu noktaya kurulmuş Sinop, Karadeniz’in hem ticaret hem de turizm açısından öne çıkan şehirlerinden biri.
Adının Hititçe’de Sinuwa, Grekçe’de Sinope olarak geçtiği biliniyor ama “kim kurdu?” sorusunun cevabı biraz muallak. Zaten Sinop’un olayı da biraz burada başlıyor: Anadolu’nun kuzey kıyısında doğal liman olmanın avantajını tarih boyunca dibine kadar kullanmış. Akliman ve Hamsilos’un eski devirlerde barınak yeri gibi kullanılması da bu yüzden tesadüf değil; rüzgar sertleşince denizcinin gözünde güzel koydan önce saklanacak yer kıymetli oluyor. Bu yüzden sadece güzel manzaralı bir sahil şehri değil; Bizans’tan Büyük Selçuklu’ya, Osmanlı’ya kadar farklı dönemlerin izlerini taşıyan, parça parça açılan bir tarih kutusu gibi.
Antik Çağ’da Karadeniz’in en önemli kentlerinden biri olması boşuna değil. Limanı sayesinde ticaret canlı, kültürel hayat hareketli, gelip geçen çok. Bugün Sinop’u özel yapan şey de tam olarak bu karışım: köklü geçmiş, eski yapıların anlattığı hikayeler, Karadeniz’e yakışır doğal güzellikler ve “iyi ki gelmişiz” dedirten sakinlik. Kısacası Sinop, Türkiye’de hem tarih görmek hem de nefes almak isteyenlerin radarına mutlaka girmesi gereken şehirlerden.
Sinop Gezilecek Yerler
1. Alaeddin Camii

Sinop merkezde yer alan Alaeddin Camii, Kuzey Anadolu’nun en büyük Selçuklu camisi olarak geçiyor. Yani Sinop’a geldiğinizde “merkezde bir cami varmış, uğrarız” diye hafife alınacak yerlerden değil. İsmini Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’tan alıyor. Halk arasında Alaaddin Camisi, Büyük Cami ya da Ulu Cami diye duyarsanız da şaşırmayın; hepsi aynı yerden bahsediyor.
Yapım yılı net olarak bilinmiyor. Caminin 5 kubbesi ve 1 minaresi var. 1945-1950 yılları arasında bir, 2008-2009 yıllarında da bir restorasyon geçirmiş. Bugün hâlâ ibadete açık olduğu için gezerken buna göre davranmakta fayda var. Özellikle namaz saatlerinde içeride fotoğraf çekmek yerine biraz bekleyip yapıyı sakin sakin incelemek daha iyi oluyor.
2. Pervane Medresesi

Sinop merkezde, Alaaddin Cami’nin tam karşısında duran Pervane Medresesi, uzaktan bakıp geçilecek yerlerden biri değil. Şehrin tarih katmanlarını anlamak için küçük ama güzel bir durak. Medrese, Sinop’un yeniden Osmanlı topraklarına katılması anısına Selçuklu Veziri Muinüddin Süleyman Pervane tarafından yaptırılmış. Yani hem ismi hem de hikayesi buradan geliyor.
İçeri girdiğinizde sizi 10 küçük oda, ortada bir avlu ve şadırvan karşılıyor. Yapı, 1932-1970 yılları arasında müze olarak kullanılmış; bugünse bambaşka bir işleve sahip. 2002’de Sinop Valiliği’ne tahsis edildikten sonra yöresel lezzetlerin ve el sanatlarının sergilendiği küçük bir çarşıya dönüşmüş. Sinop mantısı ararsanız aklınızda şu ölçü kalsın: hamur kulak gibi bükülür, tabakta da yarısı ceviz içiyle, yarısı sarımsaklı yoğurtla gelir. Kotracılık tarafında ise küçük tekne modellerinin hikayesi 1950’lerde cezaevinde yatan iki mahkumla başlıyor; tahliye sonrası şehirde kalıp çıraklara öğretince iş limana gelen yolcu vapurlarına satılan hediyeliklere kadar uzanmış. Kısacası burada hem tarihi yapıyı geziyorsunuz hem de Sinop’a özgü birkaç şey görüp alma şansı buluyorsunuz. Hele yerel ve hafif taşınabilir bir hediye arıyorsanız kotralara bakmadan çıkmayın. Şehir merkezinde olduğu için Sinop gezilecek yerler listenize eklemesi de oldukça kolay.
3. Sinop Tarihi Cezaevi

Sinop’un merkezinde, üç tarafı denizle çevrili o koca kalenin içinde öyle bir yer var ki, insan kapısından girince ister istemez durup kalıyor: Sinop Tarihi Cezaevi. Geçmişi 1568’lere kadar uzanan cezaevi, aslında 4000 yıl önce bölgede hüküm süren Gaskalılar tarafından yapılan kalenin içinde yer alıyor. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde de burası, azılı mahkumların tutulduğu bir cezaevi olarak geçiyor.
Yaklaşık 13 bin metrekarelik alana yayılan yapı, denizin ortasında kaçışı neredeyse imkansız gibi duran konumuyla zaten başlı başına etkileyici. 1999’da kapatılıp müzeye çevrilen Sinop Tarihi Cezaevi’ni hafızalara asıl kazıyan şeylerden biri de Refik Halit Karay, Mustafa Suphi ve Sabahattin Ali gibi isimlerin bir dönem burada kalmış olması.
Cezaevi çevresinde gezerken Balatlar Kilisesi diye anılan kalıntıyı da sadece “kilise varmış” diye geçmeyin. Yapının kökü Geç Roma dönemine ait bir imparatorluk hamamına dayanıyor; 4. ve 5. yüzyıllarda sıcaklık bölümü kiliseye, soğukluk bölümü ise gömü alanına dönüşmüş. Deniz Şehitleri Anıtı tarafında da 1853 Sinop Baskını’nda şehit düşen bahriyelilerin toplu mezar alanı var; yol üstünde kalınca 1857’de çevrilip korunmuş, bugünkü anıtın temeli 1923’te atılıp 1933’te açılmış.
4. Sinop Kalesi

Sinop’un o meşhur yarımada formunu şöyle bir gözünüzde canlandırın; işte Sinop Kalesi de kenti tam bu stratejik noktada korumak için kurulmuş. Tarihi MÖ 7. yüzyıla kadar uzanıyor ama “şu kişi yaptırdı” diye net bir isim vermek pek mümkün değil. Zaten kale dediğin biraz da böyle bir şey; Roma gelmiş el atmış, Bizans restore etmiş, Anadolu Selçukluları genişletmiş derken her dönem kendi izini bırakmış.
Moloz taş, kesme taş ve tuğla kullanılarak yapılan kale, iç kale ve dış kale olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Duvarlarının uzunluğu yaklaşık 2 bin metreyi buluyor. Sinop’u gezerken bu uzunluğun yalnızca bir ölçü olmadığını, kalenin şehrin hafızasındaki yerini de gösterdiğini hemen hissediyorsunuz. Kısacası Sinop’un en bilinen tarihi yapılarından biri olması boşuna değil; hem denize hem şehre hakim, “ben buradayım” diyen güçlü bir duruşu var.
5. Sinop Arkeoloji Müzesi

Sinop gibi tarihi antik çağlara kadar uzanan bir şehirde, “kazınca tarih çıkıyor” lafı gerçekten laf olsun diye söylenmiyor. Şehrin nekropolünden ve farklı noktalarından çıkan eserler 1921’den 1940’a kadar toparlanmış; ilk olarak da Pervane Medresesi’nde bir araya getirilmiş. 1941’de ziyarete açılan bu koleksiyon, 1970’e gelindiğinde bugünkü binasına taşınarak Sinop Arkeoloji Müzesi olmuş.
Müzenin güzel tarafı, tek bir döneme sıkışıp kalmaması. Tarih öncesinden başlayıp Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine kadar uzanan geniş bir seçki var. Yani Sinop’un sadece deniz, kale, cezaevi tarafını değil, çok daha eski hafızasını da görmek isteyenler için nokta atışı bir durak. Üstelik haftanın her günü ziyaret edilebiliyor.
6. Hamsilos Koyu

Sinop’a kadar gelmişken “Ben Türkiye’nin en kuzey ucuna da bir selam çakayım” derseniz, rotayı İnceburun tarafına kırıyorsunuz. Hamsilos Koyu da bu hattın en güzel sürprizlerinden biri olarak karşınıza çıkıyor. Sinop merkeze yaklaşık 11 kilometre mesafede, Akliman üzerinden ulaşılan koy, Karadeniz’in o bildiğimiz hırçın yüzünü bir anda sakin, kıvrımlı ve yeşile yaslanmış bir manzaraya çeviriyor.
Burası dümdüz uzanan sıradan bir sahil değil; buzul aşındırmasıyla oluşmuş, içeri doğru sokulan özel bir koy. Bu yüzden Karadeniz kıyılarında alışık olduğunuz manzaradan biraz farklı duruyor. Hatta ilk bakışta “Burası gerçekten Karadeniz mi?” dedirtiyor. Hamsilos için “Türkiye’nin fiyordu” lafı çok dönüyor ama işin aslı Deveci Deresi Vadisi’nin deniz yükselmesiyle boğulup doğal limana dönüşmesi; kulağa daha az kartpostal, daha çok coğrafya dersi gibi geliyor ama doğru olan bu. Koy içinde arkeolojik keramik parçaları, eski denizci mezarları ve halk anlatısındaki Kadınlar Hamamı da anılıyor; yani burası yalnızca manzara molası değil, kısa yürüyüşte biraz iz sürme yeri. Asıl adı Hamsolos ama halk arasında Hamsilos diye yerleşmiş. Siz de tabelalarda ve sohbetlerde büyük ihtimalle bu ismi duyacaksınız. Sinop gezisinde kısa ama çok ferah bir doğa molası arıyorsanız, Hamsilos’u listeye yazın deriz.
7. İnceburun

“Türkiye’nin en kuzeyine geldim” demek isteyenleri şöyle alalım. İnceburun, Karadeniz’e doğru uzanan Sinop Yarımadası’nın kuzeybatı ucunda yer alıyor ve Anadolu’nun en kuzey noktası olarak biliniyor. Sinop merkezden yaklaşık 19 kilometre gidince ulaşıyorsunuz; ama buranın olayı sadece haritada en yukarıda durması değil. Altınızda 136 ila 65 milyon yıl öncesinden kalma katılaşmış lavlar, karşınızda hırçın Karadeniz, tepenizde de buranın simgesi haline gelmiş deniz feneri var.
İnceburun’un en kuzey noktası ise volkanik kayaçlardan oluşan Tavşan Adası. Yani burası öyle “bir buruna gittik, fotoğraf çektik, döndük” yeri değil; rüzgarı, kayaları ve denize karşı o uçta durma hissiyle Sinop gezisinin en karakterli duraklarından biri.
8. Erfelek Tatlıca Şelaleleri

“Sinop’a kadar gelmişken bir de şelale görelim” derseniz, rotayı şehir merkezinden yaklaşık 45 km uzaklıktaki Erfelek Tatlıca Şelaleleri’ne çevirebilirsiniz. Burası tek bir şelaleden ibaret değil; Karasu Deresi üzerinde irili ufaklı tam 28 şelalenin arka arkaya dizildiği, bu yüzden de Takım Şelaleleri diye anılan şahane bir doğa alanı. Park notlarında iş Gülleyük Deresi’nin vadide merdiven gibi dizdiği bu 28 şelaleye bağlanıyor. Kaynakla Karasu’ya katıldığı nokta arasında yaklaşık 770 metrelik kot farkı var; rota “azıcık yürür, döneriz” hesabını bazen güzelce bozar. Sahadaki 100 yıldan eski iki değirmen de yürüyüşe iyi bir bahane ekliyor; suya bakıp çıkmak yerine çevreyi biraz okuyarak gezmek daha anlamlı oluyor.
Özellikle kamp, yürüyüş ve doğada vakit geçirme planınız varsa Erfelek Tatlıca oldukça keyifli bir durak. Üstelik “ben doğaya geldim ama çayımı da içerim, karnımı da doyururum” diyenlerdenseniz, çevredeki çay bahçeleri ve restoranlar da işi epey kolaylaştırıyor. Kısacası Sinop’ta deniz molasına biraz serinlik, biraz yeşil ve biraz da su sesi eklemek isteyenler için çok güzel bir alternatif.
9. İnaltı Mağarası

Sinop’un Ayancık ilçesindeki İnaltı Mağarası, “madem buralara kadar geldik, bir de doğanın yer altındaki işçiliğine bakalım” dedirten yerlerden. İçeride küçüklü büyüklü sarkıtlar, dikitler ve traverten oluşumları görülüyor. Mağaranın toplam uzunluğu 658 metre; ancak 400 metreden sonrası çamurlu olduğu için tamamı gezilemiyor. Ziyarete açık ve aydınlatılmış bölüm yaklaşık 300 metre. Güzel tarafı şu: Mağaranın 50 metre aşağısına kadar arabayla çıkabiliyorsunuz. Yani ulaşımı gözünüzde büyütmenize gerek yok. Ayancık tarafına geçmişken Zingal Kereste Fabrikası hafızasını da akılda tutmak iyi olur: Çangal ormanlarından kıyıdaki yükleme düzenine kadar tomruk taşımak için havai hat, dekovil, havuz, kuru ve sulu oluk, vargel ve fabrika içi tramvay gibi epey ciddi bir sistem kurulmuş. Bugün gezi rotasında tabeladan fazlasını arayanlar için Sinop’un orman ve erken sanayi tarafını hatırlatan iyi bir arka plan bu.
10. Boyabat Kalesi

“Sinop’ta kale mi varmış?” diyenleri Boyabat’a doğru alalım. Boyabat Kalesi, Sinop’un Boyabat ilçesinde, ilçeye tepeden bakan heybetli konumuyla daha yola yaklaşırken kendini belli eden yerlerden. MÖ 7. yüzyılda Paflagonyalılar tarafından yaptırıldığı biliniyor; tabii üzerinden geçen Roma, Bizans ve Osmanlı dönemleri de kalenin üzerine kendi izini bırakmış.
Boyabat Otogarı’na yaklaşık 850 metre mesafede olduğu için ulaşımı da öyle göz korkutmuyor. Kalenin asıl olayı ise manzarası. Buradan İsfendiyar Dağları’na kadar uzanan geniş bir alanı izleyebiliyorsunuz. İçeride tapınak, dinlenme odası, yiyecek ve su deposu olarak kullanılmış bölümler var. Bir de yeraltı tünelleri meselesi var ki kalenin en merak uyandıran kısmı bence orası; bu tünellerle çaya kadar inilebildiği söyleniyor. Boyabat’a kadar gelmişken Kurusaray köyü civarındaki Bazalt Kayalıkları da ayrı bir parantezi hak ediyor: birbirine yakın üç vadide 4, 5 ve 6 köşeli bazalt sütunlar görülüyor, yükseklikleri de yaklaşık 30-40 metreye çıkıyor. Yaş meselesi de fena değil; araştırmalarda genç dönemli, yaklaşık 3-5 milyon yıllık bir oluşumdan söz ediliyor.
Sinop’a kadar gelmişken sadece Boyabat Kalesi ile yetinmeyin deriz. Balatlar Kilisesi, Paşa Tabyaları, Seyit Bilal Türbesi, Bektaşağa Göleti, Boyabat Kaya Mezarları ve Ayancık Akgöl de şehirde görülecek yerler arasında. Gerze’yi listeye ekliyorsanız 13 Şubat 1956 yangınını bilmek ilçeyi daha doğru okutuyor: lodosun da etkisiyle 1000 ev yanmış, sadece 100-150 ev kurtulabilmiş ve 21 kişi hayatını kaybetmiş. İlçede bu olayın her 13 Şubat’ta anılması boşuna değil; bugün gördüğünüz düzenli yerleşimin arkasında epey ağır bir yakın tarih var. Karadeniz’in bu güzel köşesi, hem doğaya karışayım hem de araya biraz tarih serpiştireyim diyenler için gayet dolu dolu bir rota çıkarıyor.