Portekiz, binbir kokunun, lezzetli tatların, canlı renklerin ve hareketli ritimlerin bir araya geldiği bir ülke. Hani bazı şehirlerin ruhu vardır, işte Portekiz’deki her şehrin birbirinden farklı birer ruhu var ve bu ruhların her biri o kadar canlı ki adeta arkadaş oluyorsunuz. Portekiz’e adım attığınız an bu canlılık sizi içine çekiyor, kendisiyle birlikte maceradan maceraya koşmaya davet ediyor. Bu davete hayır demek mümkün değil; siz de hemen peşine düşüyor, elinden tutuyor ve capcanlı bir maceranın kapılarını aralıyorsunuz.

Portekiz, Avrupa’nın uzaktan akrabası gibi. Kıtanın güney batı ucunda, İspanya’nın yanına konumlanmış, yüzünü Adriyatik’e dönmüş bir renkler ülkesi. Tarihinde birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış bu deniz kokulu ülke, en parlak dönemlerini 15. ve 16. yüzyıllarda deniz aşırı büyümesi ve sömürgeler elde etmesiyle yaşamış. Öyle ki imparatorluğun sınırları 16. yüzyıl ortalarına doğru Afrika ve Asya’dan Amerika’ya kadar yayılarak Brezilya’yı da topraklarına katılmış. Ancak İspanya Kralı II. Felippe’nin, tahtı ele geçirmesiyle Portekiz, 1690’a kadar İspanya’nın egemenliği altında girmiş; bununla başlayan gerileme 17-18. yüzyıllarda, sömürgelerin kaybedilmesiyle en üst noktaya çıkmış.

Porto-Douro-Nehri

Yazı: Irmak İnan

1920’da Kral II. Manuel’in tahttan indirilmesiyle cumhuriyet ilan edilse de 1932’de Antonio de Oliveira Salazar’ın başbakan olmasıyla diktatörlüğe dayanan yeni bir rejim kurulmuş. Karanfil Devrimi olarak da anılan Nisan 1974 Devrimi ile Salazar yönetimi devrilmiş. Portekiz’in ruhunu anlamak için, dünya tarihinde eşine az rastlanır bir şekilde şiddet içermeyen bir devrim yapan bu halkı iyi tanımak gerekiyor.

Bu devrimi anlatan 2000 yapımı Capitães de Abril (Nisan Devrimi) filmi bu ülke ve insanı hakkında çok şey söylüyor. Karanfillerin en güzel açtığı ay Nisan ve devrim sırasında şehir merkezinde yer alan Lizbon Çiçek Pazarı’nda karanfiller silah ve tankların namlularına iliştiriliyor; devrim de ismini buradan alıyor.

Lizbon Belem Kalesi

İşte bu bile her sokağında ağaçların olduğu, şehir duvarlarından yosunların aktığı ve balkonların çiçeklerle donatıldığı bu ülkeye hayran olmak için yeterli. 24 Nisan 1974’te Eurovision Şarkı Yarışmasında Portekiz’i temsil eden Paulo de Carvalho’nun E depoi do adeus isimli parçasının çalınmasıyla başlayan bu devrimden beri sanki insanlar sokaklarda halen bunun için şarkılar söylüyorlar, sanki o anla birlikte müzik sokakların ruhuna işlemiş gibi.

Avrupa’nın En Batı Ucu: Coba de Roca

Coba-de-Roca

Avrupa’nın köşesinde kalmış bir ülke Portekiz hem kültür hem yaşam tarzı hem de konum olarak özgün bir yapısı var. Öyle ki, Avrupa kıtasının en batı ucu da bu ülkede yer alıyor: Cabo de Roca. Ülkenin başkenti Lizbon‘dan Porto’ya gidiş yolu üzerine rahatlıkla uğrayabileceğiniz bir lokasyona sahip; rotanızı birazcık batıya doğru kırmanız yeterli.

Yolculuk esnasında doğadaki değişimi gözlemlemek ise müthiş bir deneyim. Doğal park olarak korunmuş, aralarda minik kasabaların yer aldığı ormanların içinden geçerken hava yavaş yavaş soğuyor, bitki örtüsü kendini ormanlardan yosunlara ve çalılıklara teslim ediyor. Cabo de Roca, doğal atmosferi bozmayan bir restoran, bir cafe, turizm ofisi, deniz feneri ve bir hediyelik eşya dükkânı ile gelen ziyaretçileri karşılıyor. Avrupa’nın en batı ucunda olduğunuzu belgeleyen, adınıza düzenlenmiş bir sertifika da edinebiliyorsunuz.

Lizbon-Porto Yolunda Gizli İstikametler

Porto

300 kilometrelik Lizbon-Porto yolu üzerinde yer alan, tarihi şehir merkezi ile Portekiz’in en turistik kentlerinden biri olan Sintra’ya uğramadan geçmemek gerekiyor. UNESCO Dünya Mirası listesinde olan Pena Sarayı’nda 15.yüzyıl Portekiz ve İspanyol çini koleksiyonun görmek mümkün. Sarayı çevreleyen bahçede özel bitki türlerinin çeşmeler, heykeller, gölcükler ve mağaracıklarla süslenerek sergilendiği eşsiz bir güzellik sunuyor. Şehrin tarihi merkezinde yer alan Şehir Sarayı da içerisinde yer alan rengarenk mozaikler ile büyüleyici bir seyirlik sunuyor.

Yazlık evleri ve büyük bahçeleri ile şık bir banliyö kenti havası olan Cascais ise aslında eski bir balıkçı köyü. Okyanusun Afrika’ya bakan yüzünde konuşlanmış ve kıyı boyunca birçok plajın sıralandığı bu küçük kentte, Cidadela Kalesi, Cascais Marinası ve Frederico Arouca caddesi görülebilecekler arasında. Buradan sonra lüks otelleri, büyük villaları, geniş bahçeleri ve James Bond Casino Royal gibi filmlere ev sahipliği yapmış olan casinoları ile ünlü Estoril kentine de uğramak mümkün.

Lizbon-Kasifler-Aniti

Portekiz, Katolik bir ülke ve dinlerine oldukça bağlılar. Bu nedenle ülkenin belirli yerlerindeki haç noktaları ve dinsel simgeler oldukça ilgi görüyor. Lizbon’dan Porto’ya gidiş yolu üzerinde yer alan Fatima da Katolikler’in en önemli haç yerlerinden biri.  Fatima kenti de 3 çoban çocuğun Meryem Ana’yı gördüğünü iddia etmesini takiben gerçekleştiğine inanılan mucizeler sonrasında, Portekizliler için bir gurur kaynağı haline gelmiş.

Çiçekler ve surlarla çevrelenmiş dar sokakları ve vişne likörü ile ün kazanmış olan Obidos; Portekiz’in en büyük üçüncü kenti ve teleferikle ile çıkılan Bom Jesus do Monte Katedrali ile başka bir dinsel merkez olan Braga da Portekiz seyahati boyunca rotaya katılabilecek yerler arasında.

NEDEN BİR YORUM YAZMIYORSUN?

Please enter your comment!
Please enter your name here