PAYLAŞ

Paris’in dokusuna biraz daha aşina olmak için gelin yeni dünyanın doğum tarihine, yani 18. yüzyıl sonlarına doğru bir yolculuğa çıkalım. Bu yüzyılda karşımıza çıkan kentler ve sosyal yapılarda değişen koşullar, Paris’i ivmesi hızla artan bir yenilenmeye yöneltir. Altyapı, metro ve yeni konut ihtiyacının doğmasıyla ünlü şehir plancısı Hausmann tüm şehir için yepyeni bir plan aksı kurar ve şehri sil baştan yaratır. Yeni Paris, düzenli planlaması ve devasa genişlikteki caddeleriyle Avrupa’nın gözde şehirlerinden biri haline gelir.

Champ-Elysees (Şanzelize) caddesinin Paris’e kazandırılması sonrası zerafetlerini ve kıyafetlerini konuşturan baylar ve bayanlar yol boyunca gezinirler ve belki de Edith Piaf’ın enfes sesi ile biraz Lavi en Rosa biraz da Non, Je ne regrette rien eşliğinde kafelerde uzun uzun otururlar. Günümüzde ise bu cadde, alışveriş sever Arap turistler tarafından kuşatılmış halde. Bu durum yerli halkın adeta şehirde görünmez olmasına yol açıyor. Gerçek Paris’i keşfetmek istiyorsanız sadece bu turistik mekanlarla sınırlı kalmayıp kendinizi ara sokaklara atma cesaretini göstermeniz gerekir. Tabi bunun yanında 500-700 TL civarlarında bir ödeme ile Champ-Elysees’nin parlayan yıldızlarından Lido’da bir cabaret show ve akşam yemeği için yerinizi ayırtarak gece hayatından da nasibini almak isteyebilirsiniz.

Champ-Elysees-Caddesi

Yazı: Emel Özcan

  1. Dünya Savaşı’ndan sonra Nazilerin elinden kurtulmayı başarmış bu şehir ününe ün katmaya devam eder ve 80’lerde Avrupa’nın ve hatta dünyanın gözde şehirlerden biri olmayı başarır. Söylentilere göre Hitler’in sanat aşkı o kadar büyükmüş ki sanat müzelerinin içindeki eserleri kendi için topladıktan sonra binaların yakılmasına izin verir hatta Eyfel’e bu yüzden dokunulmasını istemez.

Günümüzde nüfusu 12 milyon olan bu şehir, içerisinde UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan ve önemli birçok tarihi yapıyı barındırıyor. Tabiki bunlardan en önemlisi şehrin simgelerinden biri olan Eyfel Kulesi. Paris’in demir bayanı (La tour Eiffel) Fransız devriminin 100. yılına özel EXPO’nun açılış kapısı olarak tasarlanır. Bilinenin aksine mimarı Eiffel değil, Stephen Saustre. Sanata ve zarafete düşkün Paris’in önde gelen isimleri bu demir yığınının yapılmasına çok karşı çıkar.

Hatta bununla ilgili ingilliz bir yazarın hikayesi vardır. O kadar görmeye tahammül edemez ki, yemeğini Eyfel’in tepesinde yer çünkü Eyfel’i göremediği tek nokta burasıdır. Yükseklik korkusu olanlara duyurulur, yüksekliği tam olarak 312 metre. Paris’i gezerken şehri yaşamak ve o dokuyu hissetmek için şehri karış karış yürümenizi tavsiye ederim. Tabiki heryeri gezmek ve görmek için vaktiniz olmayacak, ama zamanınızı çok iyi ayarlamanız ve belki de gelmeden önce her gezide olduğu gibi hazırlık yapmanız gerekmekte.

Paris-Eiffel-Tower

Ulaşıma değinecek olursak, eğer ekonomik bir gezi planladıysanız muhtemelen iniş noktanız Paris’e bir saat uzaklıkta bulunan Beauvais Havalimanı olacak. Burdan şehir merkezine otobüs ile ulaşmak için bir uçak bileti kadar harcamayı gözden çıkarmanız gerekebilir. Tavsiyem yine ekonomik uçak firmalarından Paris’e yakın havaalanına inecek olanını tercih etmenizdir ki bu diğer iki havaalanı da Charlde de Gaulle diğeri de Orly havalimanları. Buradan metro ile rahatlıkla her noktaya ulaşabilirsiniz.

Paris ulaşım açısından muazzam bir ağa sahip. Aktarmalar ile en uzak noktaya yarım saat içerisinde gidebilirsiniz. Karşınıza her an ne çıkacağını bilemediğiniz, kendinizi eski bir mahzen ya da hapishanede hissettiğiniz için kimilerine göre ürkütücü bir yapıya sahip. Havasız ve kimi zaman kötü kokuludur ki maalesef bu da çok eski bir metro hattı olmasından kaynaklanıyor olabilir. Aktarma noktaları da bir o kadar uzun ve karmaşık, kendinizi Da Vinci’nin şifresini çözüyormuş gibi hissedebilirsiniz. Panik yapmanıza gerek yok, bu ufak sersemlik kısa sürüyor ve birkaç aktarmadan sonra alışıyorsunuz.

Harita zonlara göre yapılmış ve 5 zone’dan oluşmakta. En çok kullanacağınız şehir merkezine giden 1 numaralı hattır. Her metro hattı çıkışında başlangıç platformu gibi yarışa başlamışçasına açılan kapıları en çok dikkatimi çeken noktalarından biriydi. Dilerseniz museum pass ve Paris metro passlardan iki günlük yada üç günlük şeklinde alabilir ve gezinize Disneyland’ı da ekleyebilirsiniz. Aman sakın diyim, biri size yardım etmek istese dahi kendi işinizi kendiniz yapın. Şehrin genelinde olduğu gibi hırsızlıkların en çok görüldüğü yerlerden birisidir burası. Gözü açık olmakta fayda var. Fransa’nın kozmopolit yapısını gözlemlemek isterseniz turistik alanların dışına kısa bir metro gezisi yapabilirsiniz.

Seine-Nehri-Paris

Kalacağınız gün sayısı, gezmek istediğiniz yerler ve önem sırasını dikkate alarak bir plan yapıp ona göre gezebilirsiniz. Yegane tavsiyem Sen Nehri boyunca kendinize bir rota belirleyip baştan aşağı yürümeniz olacaktır. Görmeniz gereken birçok turistik yapı nehir kenarına konumlanmış durumda olduğundan bir noktadan başlayın ve sadece nehri takip etmeye devam edin.

Arap Enstitüsü (Institut du Monde Arabe) 1987 yılında Fransız mimar Jean Nouvel tarafından yapılmış, İslam kültüründen esinlenmiş döneminin en önemli mimari yapılarından birisi. Onu önemli kılan şey ise cephelerinde kullanılan İslam motifli diyaframlar. Çok güneş alan bir cephe olduğu için güneş ışığı gereğinden yoğun olduğu zaman diyaframları kapanan ve ışığın yetersiz olduğu noktalarda açılan bir mekanizma tasarlanır. Tasarımın geometrik yapısı ve mekanizması mimariye ilgi duymasanız dahi sizi etkiler nitelikte. En önemli özelliği de çatısından izleyebileceğiniz Notre-Dam ve Sen Nehrini içine alan muhteşem manzarası. Dilerseniz buradan sonra Fransız Ulusal Meclisini de görebilirsiniz. Luksembourg ve Pantheon bu alana yakın görebileceğiniz önemli noktalardan diğerleri.

Pont-Des-Arts-Paris

Paris’in en önemli simgelerinden bir diğeri de Aşk Köprüsü. Bu büyülü nehrin kenarında şehri birbirine bağlayan bir çok aşk köprüsü var ama en bilindiklerinden biri Pont Des Art Köprüsü. Aşkınızı ölümsüzleştirmek istiyorsanız mutlaka uğramanız gerekiyor. Açıkcası bu kilitlerin sadece aşkınızı sonsuza kadar mühürlemek anlamına gelmediğini köprüdeki kilitleri biraz inceler iseniz görebilirsiniz. Kimisi ailesi, kimisi arkadaşı, kimisi köpeği, kimisi de kendisini sonsuza kadar bu köprüde mühürlemiş ne var ki bizim adak kültürümüzü sonuna kadar yansıtan üzerine ev, araba, koca dilekleri yazılan kilitler de yok değil.

Sonraki durağımız gotik katedrallerin en önemlilerinden olan baktığınızda görkemli duruşuyla size etkileyecek Notre-Dam Katedrali. Meryem Anaya ithafen, 1163’te temeli atılır ve tamamlanması 170 yıl sürer. Fransız İhtilali’nden sonra neredeyse harabe haline gelen Notre-Dam’ı tekrar eski görkemine kavuşturmak için Viktor Hugo en büyük eseri olan Notre-Dam‘ın kamburunu yazar. Şüphesiz ki bu olay onun tekrar ilgi odağı olmasına büyük katkı sağlar. Tavsiyem şudur ki Notre Dam’ın kulelerine çıkın ve şehri daha yakından görme şansını yakalayın tam karşınıza aldığınız Eyfel manzarası ise kaçırmamanız gereken bir diğer süprriz olacaktır.

Centre Pompiduo ise rönesans ve gotik mimarinin yüzünü yansıtmayan, modern mimarinin öncü yapılarından bir sanat ve kültür merkezi diyebiliriz. Louvre’nin klasik ve rönesans, D’orsayı’ın emperyalist çizgisinden uzak çok daha modern, çerçevelerinin dışına çıksada biraz müzecilik kalıplarına esnetilmiş bir yapı. Chatelet’ in yapısına uymayan belki La Defens’in modernize görünüşüne daha uyum sağlayacak bir yer aslında. Kimileri, Eyfel gibi Paris’in dokusunu lekelediği ve zerafetini bozduğu düşüncesinde çünkü binanın içerisinde gizlenmesi beklenen tüm donanım ve tesisatın, binanın dışarısına çıkarılması temeline dayanan bir konsept fikri ile tasarlanmış. Bina üzerindeki her bir rengin farklı bir anlamı var. Kırmızı renk insan dolaşımını, yeşil renk sıvı, sarı renk elektrik ve mavi renk ise hava dolaşımını simgeliyor.

Paris-Louvre-Museum

Louvre Müzesi (Musee de Louvre) Eyfel’den sonra en çok ilgi çeken yapılardan bir diğeri. Paris’in en önemli simgelerinden biri olan bu bölge eskiden kraliyet sarayı olarak kullanılıyormuş ama şimdilerde dünyanın en büyük müzesi. 1989 yılında ise sarayın bahçesine cam piramitin eklenmesiyle bambaşka bir atmosfere bürünmüş. İçerisinde ise 35 bine yakın sanat eseri olduğu söyleniyor. Bunlardan en önemlisi ise meşhur gülümsemesiyle Da Vinci’nin ‘Mona Lisa’ eseridir. Tek başına duvarda asılı ve kurşun geçirmez bir cam ile korunuyor. En kalabalık nokta olduğundan incelemeye fırsatınız olamayabilir. Diğer önemli eserlerden biri ise Milo Venüsü. (Nam-ı diyar Afrodit heykeli). Tüm eserleri görmek için bir gün kesinlikle yeterli değil. Hatta her eserin önünde 1 dakika durmanız halinde bu müzenin her yerini gezmenin 3 aya tekabül ettiği söyleniyor.

Sırada Concerde Meydanı (Place de la Concorde) var, burası Paris’in en büyük meydanlarından biri. Fransız devriminde burada bulunan Louis heykeli kaldırılmış ve yerine giyotinler getirilerek birçok ünlünün ölümü burada gerçekleştirilmiş.

Tarihin bu kanlı sahnelere tanıklık etmesinden olacak ki, sözcük anlamı barış ve uzlaşma meydanıdır. Meydanın ortasındaki obelisk ise Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından dönemin Fransa kralı Louis Philiph’e hediye edilmiş. Meydandaki sekizgen havuzun kenarlarına dizilen oturma yerlerinin dinlenmek ve biraz da güneşlenmek için harika bir nokta olduğunu söyleyebilirim.

Concerde Meydanı’ndaki kısa moladan sonra Champ-Elysees Caddesi boyunca yürümeye devam ederseniz Zafer Takı’na (Arc de Triomphe) varmış olursunuz. Zafer Takı Bonapart’ın savaştan galip gelip askerlerine ‘zafer takları altında evinize döneceksiniz’ sözü üzerine yapımına başlanmış. Günümüzde ise birçok kutlama bu takın önünde ve Champ-Elysees Caddesi boyunca gerçekleşiyor.

Parc-De-Villette-Paris

Şimdi size vereceğim tavsiye ise hem Paris’in merkezinden biraz uzaklaşmanızı hem de çok farklı bir şehir parkı deneyimi yaşamanızı sağlayacak. Eğer vaktiniz var ise mutlaka Parc de Villette’e uğrayın derim. İtalyan ve İngiliz iki mimar tarafından 1977’de tamamlanan bu park, o zamanlar Paris’in mezbaha bölgesi, yani atıl bir şehir noktasıymış. Şimdi tertemiz, her noktası tasarlanmış, içerisinde birçok yapıyı kapsayan bu parkın en dikkat çekici yapılarından biri La Geode.

Arka fonda çalan müziğinde etkisiyle sizi adeta bilim kurgu filmlerinde hissettiren dev küresel sinemayı görmeden bu parktan ayrılmayın derim. Aynı zamanda kendine has karakteristiği olan bu kürenin içinde sinema olduğunu duyunca şaşıracaksınız eğer vaktiniz varsa bunu deneyimlemelisiniz. Dönüş yolunda ise sadece bir kaç durak metro yolculuğuyla kendinizi ‘Moulin Rouge’ kırmızısına bırakın, karşısındaki kafelerden birinde bir kahve sipariş edin, çok yoruldunuz şimdi biraz dinlenmek ve hiçbir şey yapmadan Paris’i izleme zamanı.

Paris’e gitmeden önce birkaç Fransızca kelime öğrenmek size yardımcı olabilir. Maalesef Fransızlara İngilizce konuşmanızı onlar kabalık olarak algılayabiliyorlar. Bu yüzden ara ara sevimli birer mersi (teşekkürler), bonjour (günaydın) ve soru sormadan önce s’il vous plait (silvöple) eklerseniz, size daha sıcak yaklaşacaklar.

NEDEN BİR YORUM YAZMIYORSUN?

Please enter your comment!
Please enter your name here