Lizbon, Portekiz’in en büyük şehri ve en zengin bölgesi olup yarım milyon nüfusa sahip. Avrupa’nın en batısındaki Portekiz’in başkenti olan bu şehir; Latince ‘Olisipo’ yani ‘güzel liman’ olarak anılmaktaymış. Şehirde en çok göze çarpan şeylerden biri yüzyıllar boyunca süregelen kültürel çeşitliliğin yansımaları bana göre. Alışılmış Avrupa havasını pek de yansıtmayan, kendine has karakteri, ruhu, atmosferi olduğuna inandığım bu şehrin sokaklarını karış karış, sindire sindire gezmenizi tavsiye ederim.

Havaalanından şehir merkezine ulaşımın oldukça ucuz ve kolay (metro hattı ile) gerçekleştiği bir şehir Lizbon. Şehir içi ulaşımı, alacağınız günlük seyahat kartıyla rahatlıkla sağlayabilirsiniz. Bu şehirde dikkat çekici şeylerden birisi de metro duraklarının güzelliği bence. Her durak başka bir konsepte göre dizayn edilmiş ve çinilerle, Portekiz kültüründen önemli kişilerin heykelleri ve resimleriyle süslenmiş.

Kasifler-Sehri-Lizbon

Yazı: Merve Kara

Bol yokuşlu sokaklar, her nedense restore edilmeden kullanılan ve çinilerle kaplı rengarenk binalar öyle güzel ki, onca çarpıklığın arasında nasıl böyle bir uyum yakalanabilmiş şaşırıyorsunuz. Kafanızı çevirdiğiniz her yerde ayrı bir detay dikkat çekiyor. Çeşit çeşit rengarenk kapılar, evlerin balkon ve pencerelerinde asılı çamaşırlar, bizim esnaf lokantalarına benzeyen salaş sokak arası restoranlar, baktığınız hemen her yerde olağanüstü eserler, grafitiler çıkıyor karşınıza. Street Art’ın yapılmasına yasal olarak izin veriliyor bu şehirde. Bir liman kenti olan Lizbon deniz ürünleri ile oldukça meşhur. Çok sayıda balık restoranına sahip olan şehirde en popüler balık çeşidi; Morino.

Fado… Fado… Fado… Portekiz’in dokunaklı müziği Fado’yu keşfetmeden, dinlemeden bu şehirden ayrılmayın. Gidip de geri dönmeyen denizcilerin ardından Portekizli kadınların yaktığı ağıtlar Fado’nun kökenini olarak biliniyor. Gerçekten her müzik kendi topraklarında dinlenince başka başka duygular yüklüyor insana. Lizbon’a yolunuz düşerse eğer Bairro Alto‘da, Tasca do Chico adlı ufak barda canlı dinlemenizi tavsiye ederim. Bu arada aman dikkat bu müzik insanı hüzünden ağlatabiliyor.

Lizbon-Muzikleri

Bu şehirde yapılması gereken aktivitelerden bir diğeri ise, adeta şehrin simgesi haline gelmiş olan 28 numaralı sarı tramvaya binmek geliyor diyebiliriz. Biz de otelin önünden bu tramaya bindiğimizde, etrafta herkesin fotoğraf çekme peşinde olduğunu gördük. J Biz sokakların, sokaktaki turistler de şehrin önemli yerlerinden geçen ve Alfama mahallesinden süzülerek yukarıya doğru çıkan bu tramvayın fotoğrafını çekiyorlardı.

Lizbon fazla büyük bir şehir değil ve özellikle tarihi semtlerini gezmek istediğinizde, maksimum yarım saatlik yürüme mesafeleriyle şehrin kilit noktalarını görmeniz mümkün. En önemli bölgeleri; Baixa, Barrio Alto, Alfama, Belem, Cascais ve Sintra. Eğer şehir merkezine yakın bir noktada konaklarsanız, Baixa, Barrio Alto ve Alfama’yı yürüyerek gezebilirsiniz. Yürümek istemezseniz de, metro kullanarak bu bölgeler arasında hızlıca geçiş yapabilirsiniz.

Rossio-Meydani-Lizbon

Mahalle mahalle Lizbon

Baixa, şehrin merkezi olarak tanımlanabilir. Rossio Meydanı da bu mahallede yer alıyor ve gece-gündüz hareketli bir bölge burası. Restoran ve kafeler, alışveriş ve eğlence mekanları da bu meydanın çevresinde toplanmış durumda. Fiyatlar konusunda da endişe etmeyin. Kısıtlı bütçeyle gidecekseniz eğer, oldukça uyguna yemek yiyebileceğiniz ve sevdiklerinize hediyeler alabileceğiniz çok fazla yer alternatifi mevcut bu bölgede. Bu nedenle, Baixia için “Lizbon’da alışverişin kalbi” de denebilir.

Uzun ve turist dolu Rua Augusta yolu boyuna ilerlediğinizde yolun sonunda büyük tarihi bir kapı karşılıyor sizi. Kapıdan geçip sahile çıktığınızda ise kocaman Ticaret Meydanı’nda buluyorsunuz kendinizi. Bu meydanın Portekizliler için tarihsel önemi bulunmaktaymış ve “Saray Meydanı” olarak da anılmaktaymış.

Baixa-Lizbon-Portekiz

Yine Rua Augusta’dan deniz kıyısına doğru giderken Santa Justa asansörünü görebilirsiniz. Bir gün bir ülkeye gidip de bir asansör gezeceğim pek aklıma gelmezdi açıkçası. Fakat dövme demirden yapılmış olan bu asansör, Eyfel kulesini tasarlayan meşhur mimar Gustave Eiffel’in öğrenisi Raoul Mesnier du Ponsard tarafından yapılmış ilginç bir yapı ve kesinlikle Lizbon’da görülmesi gereken yerlerden biri.

Bu asansör ile şehrin alçaktaki merkezi Baixa’yı şehrin yüksek kesimi Bairo Alto’yla bağlamak amaçlamış. Asansör için biraz sırada bekledikten sonra, yaklaşık 1 dakikada yukarıdasınız. Yukarıya çıkınca dilerseniz Bairro Alto bölgesine geçebilirsiniz. Ancak, manzara görmek istiyorsanız merdivenden biraz daha yukarı çıkmanız gerekiyor. Merdivenleri tırmanmanızın sonucunda ise Lizbon size çok güzel bir manzara sunuyor.

Alfama-Lizbon-Portekiz

Alfama, 12. yüzyıldan kalma bir semt ve aynı zamanda Fado’nun da doğuş yeri. Lizbon’un en eski sokaklarının, evlerinin bulunduğu bölge de diyebiliriz burası için. Yaşanmışlıklarla dolu atmosferi solumak, harika fotoğraf kareleri yakalamak için tam biçilmiş kaftan Alfama. Ara sokaklara girip kaybolun, herhangi bir rota takip etmenize gerek yok. Sao Jorge Kalesi, Se Katedrali ve Santa Engracia Kilisesi ve Fado mekanlarının önünden geçerek daracık sokaklarında kaybolduğunuzda buranın şehrin en güzel, büyülü bölgelerinden biri olduğunu fark edeceksiniz.

Baira Alto, Lizbon’da gece hayatının en yoğun olduğu bölge diyebiliriz buraya. Tarihi evler el yapımı desenli fayanslarla kaplı bu evlerin çoğunda çamaşırlar dışarı asıldığından insanda sıcak bir “mahalle” hissi uyandırıyor.

Belem, Portekizli denizcilerin okyanusa açıldığı yer. Lizbon merkezine pek de uzak olmayan ve oldukça ziyaretçi çeken bir bölge burası. 15 no’lu tramvaya binip kıyı boyunca batıya, okyanus yönüne giderek ulaşılabilir. Torre de Belem ya da Belem Kulesi, geleneksel lezzeti ile Pastais de Belem, Padrão dos Descobrimentos (Kaşifler Anıtı) ve Vasco de Gama’nın keşiflerini taçlandırmak için yapılmış muazzam Jerónimos Manastırı bu bölge bulunuyor.

Belem-Kulesi-Lizbon

Lizbon’un simgelerinden birisi olan Belem Kulesi’ne gelmeden hemen önce karşınıza bir uçak anıtı çıkıyor. Bu anıt; Portekizli pilotlar Gago Coutinho ve Sacadura Cabral’ın 1922 yılında Lizbon-Rio De Janerio arasını uçakla ilk kez geçmeleri şerefine dikilmiş.

Torre de Belém, Lizbon limanı girişine kenti korumak adına inşa edilmiş ve daha sonra ilerleyen yıllarda farklı amaçlarla kullanılmış bir yapı. Mümkünse burada gün batımını eşsiz manzara eşliğinde seyredin.

Kaşifler Anıtı ise, Portekizli denizcilere ithaf edilmiş bir anıt olmakla birlikte bu heykelin yerinin de özellikle seçildiği biliniyor. Burası tam da Tejo Nehri’nin Atlas Okyanusuna döküldüğü yer. Portekizli denizcilerin dünyayı keşfe çıktıkları yeri temsil eden bu nokta beni çok heyecanlandırmıştı. Bir yandan okyanusun büyüklüğü ve gücünü hissetme, bir yandan yeniye ve bilinmeze yelken açma isteği, keşfetme tutkusu…

Belem-Turtasi-Lizbon

Anıt üzerinde, Vasco de Gama ve Macellan gibi 15. ve 16. yy ünlü denizcilerinin figürleri de anıtın üzerinde yer alıyor.

Lizbon ile eşleşen en önemli lezzet sanırım Belem Turtası’dır. Pastel de Nata olarak adlandırılan bu tatlı dışı çıtır hamur, içi vanilyalı muhallebi olan ve üstüne bol tarçın ya da pudra şekeri dökülerek yenen sıcacık bir lezzet. Portekiz’in tüm pastanelerinde bulunabilir ve bilhassa kahvaltılarda sıklıkla tüketiliyor.

1837’de açılmış olan Pasteis de Belem isimli pastane tatlının çıkış noktası olan yer olarak bilinmekte birlikte geleneksel lezzetin tarifinin hala bir sır olduğu rivayet ediliyor. Lizbon’a gelmişken Pasteis de Belem’de bu meşhur tatlıdan yememek kesinlikle olmaz. Özellikle kahve ile birlikte iyi gidiyor. Dilerseniz vişne likörü ya da Porto şarabı ile birlikte de tüketebilirsiniz.

Pasteis-de-Belem-Portekiz

Şehri boylu boyunca geçen tarihi tramvayı, Tejo nehri, fadosu, pastel de natası, ginjinhası, şarabı, morina balığı, salaş ortamları, sıcak havası, nostaljik füniküleri, caddelerinin güzelliği, sessizliği, dünya tarihine adını kazımış denizcileriyle her adım başı kendini hissettiren, ruhu olan şehir Lizbon benim için oldukça ilgi çeken farklı bir şehir oldu. Sanki orada bi yerlerde benden bir parça varmış gibi hissediyorum.

Kalbimde yer edindin Lizbon! Arayı daha da fazla açmayalım diyorum.

NEDEN BİR YORUM YAZMIYORSUN?

Please enter your comment!
Please enter your name here