İstanbul‘un en çok ziyaret edilen tarihi yapılarından Ayasofya, Bizans İmparatorluğu’nun kente armağanı. Tarihi Yarımada’nın eski şehir meydanına 360 yılında inşa edilen yapı, yüzyıllardır ayakta. 15 yüzyıl boyunca önce bir bazilika, sonra bir cami olarak kullanılan olan bu muhteşem yapı, tasarımıyla mimari dünyasının başyapıtları arasında yer alıyor.

Ayasofya’nın tarihi

İlk olarak Bizans’ın İmparatoru Büyük Konstantin tarafından inşası başlatılan yapı, Büyük Constantin’in oğlu II. Constantius tarafından tamamlanmış. 360 yılında açılışı gerçekleştirilen kiliseye Büyük Kilise anlamına gelen Megali Ekklesiya adı verilmiş. Geleneksel Latin mimarisinde tasarlanmış olan yapı, 404’te çıkan çatışmalar sebebiyle yakılarak tahrip edilmiş.

Ayasofya-Camii-Istanbul

İlk kilisenin yıkılmasının ardından imparator II. Theodosius aynı yere ikinci bir kilisenin yapılmasını emretmiş. Mimar Rufinos tarafından inşa edilen bu yeni yapı 415 yılında açılmış. Ancak 532 yılında çıkan Nika Ayakalanması sonucu bu yapı da yıkılmış. İkinci Ayasofya’nın yıkılmasından sonra imparator I. Jüstinyen önceki yapılardan daha farklı ve daha büyük bir kilise inşa ettirme kararı almış. Jüstinyen kilisenin tasarımı için fizikçi Miletli İsidoros ve matematikçi Trallesli Anthemius’u görevlendirmiş.

Binanın yapımında Efes’teki Artemis Tapınağı’ndan, Lübnan’daki Baalbek Tapınağı’na kadar birçok tapınaktan getirtilen sütunlar kullanılırken, Anadolu’nun farklı yörelerinden gelen taşlar da kullanılmış. İnşasında yaklaşık 10 bin kişinin çalıştığı yapı adını kutsal bilgelik anlamına gelen aya ve sophos sözcüklerinin Aya Sofya olarak birleşmesinde almış.

Kubbe geçişi ve taşıyıcı sistemiyle mimari alanında önemli bir başyapıt olarak gösterilen yapının bir kısmı 553 ve 557 yılları arasında meydana gelen depremlerle yıkılmış. Restorasyon çalışmalarıyla tekrar yenilenen yapı yüzyıllarca Ortodoksluk patriğinin merkezi olmuş.

Ayasofya-Nerede

Dördüncü Haçlı Seferi sırasında, Venedik Cumhuriyeti’nin dükü Enrico Dandolo komutasındaki Haçlılar tarafından yağmalanan Aya Sofya’dan Hz. İsa’nın mezar taşından bir parça, Hz. İsa’nın sarıldığı bez olan torino kefeni, Hz. Meryem’in sütü, azizlerin kemikleri gibi birçok kutsal emanet ile bazı değerli eşyalar çalınmış. Bu dönemde Aya Sofya Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı bir katedrale dönüştürülmüş.

Son Bizans Dönemi’nde deprem yüzünden bazı kısımları çöken kilise, 1453 yılından İstanbul’un fethedilmesiyle camiye çevrilmiş. Adı yine Aya Sofya olarak kalan yapıya çeşitli Osmanlı padişahları tarafından 4 minare, bir medrese, bir imarethane, bir şadırvan ve hanedana ait türbeler de eklenmiş. Yapıdaki en ünlü restorasyonlardan biri, II. Selim döneminde Osmanlı baş mimarı Mimar Sinan tarafından, diğeri Abdülmecit Dönemi’nde Gaspare Fossati ve kardeşi Giuseppe Fossati tarafından gerçekleştirilmiş. Her iki dönemde de Aya Sofya depreme karşı geniş çapta sağlamlaştırılmış.

Cumhuriyet Dönemi’ne gelindiğinde Aya Sofya’da Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle restorasyon çalışmaları yapılmış ve mozaikler ortaya çıkarılıp, temizlenmiş. Yapı 1934 yılında Bakanlar Kurulu’nun kararıyla müzeye çevrilmiş.

Ayasofya’nın mimari özellikleri

Boyutu ve mimari yapısıyla göz alan Ayasofya, Roma’daki Panteon’un kubbesinden bile daha büyük bir kubbeye sahip. Yapımında tuğla, gümüş, mermer ve altın kullanılan yapıda Pagan, Ortodoks, Katolik ve İslam dinlerine ait izler bulunuyor.

Ana mekanı sütunlarlarla üç nefe ayrılmış olan yapıda 6. ve 9. yüzyıla ait mozaikler ve yapıldığı döneme ait ikonalar göze çarpıyor. Yapının içinde Bizanslılarca dünyanın merkezi sayılan, Yunanca’da Yer’in Göbeği anlamına gelen ve omphalion olarak adlandırılan bir alan da bulunuyor.

Diğer eski Ortodoks kiliselerinde olduğu gibi Ayasofya’nın inşa edildiği yön de Kudüs’ü gösteriyor. Yapının en üst apsitinde kucağında çocuğu İsa’yı taşıyan, taht üzerinde tasvir edilmiş bir Meryem mozaiği yer alıyor. Bu mozaiğin sağında ve solunda baş meleklerden Cebrail ve Mikail’in tasvirleri bulunuyor. Camları Osmanlı Dönemi’nde vitrayla ve ayetlerle süslenen yapının apsit duvarlarında Kur’an ayetlerini içeren ve üstlerinde Allah, Muhammed, dört halife ile Hasan ve Hüseyin’in isimleri yazılı olan levhalar bulunuyor.

Ayasofya-Ic-Mekan

Bunun yanında Ayasofya’da ayrıca Çocuk İsa ve Meryem, Jüstinyen ve karısı, Vaftizci Yahya, Bizans resim sanatında Rönesans’ın başlangıcı olarak kabul edilen Hz. İsa mozaiği ile 12 Havariyi temsil eden kuzu kabartmaları görülebiliyor.

Ayasofya ziyaret saatleri

Ayasofya Müzesi, yazın 09.00-18.00 saatleri, kışın 09.00-16.00 saatleri arasında girilebiliyor. Müzekart sahipleri müzeyi ücretsiz, Müzekart’ı olmayanlar 40 TL karşılığında bilet alarak ziyaret edebiliyor. Ramazan ve Kurban bayramlarının birinci günü yarım gün ziyarete kapalı olan müze onun dışında yılın her günü ziyarete açık.

Ayasofya nerede

İstanbul’un Fatih ilçesinde bulunan Ayasofya, Sultanahmet semtinde Sultanahmet Camii’nin tam karşısında yer alıyor.

Ayasofya’ya nasıl gidilir

Bizans Dönemi’nden kalan İstanbul’daki en önemli yapı olan Ayasofya’ya en kolay tramvay ile ulaşabiliyor. Tramvayla Ayasofya’ya ulaşmak için Kabataş, Bağcılar ya da Cevizlibağ yönünden kalkan tramvaylara binip Sultanahmet durağında inmeniz gerekiyor. Bunun yanında İstanbul’un çeşitli yerlerinden kalkan Cankurtaran ya da Ahırkapı duraklarından geçen otobüslerle de ulaşım mümkün. Ayrıca otobüsle ya da vapurla Eminönü’ne gidip Sultanahmet yönüne giden tramvaya aktarma yapma şansınız da bulunuyor.

Dünyanın en eski ve en dikkat çekici yapılarından biri olan Ayasofya, pek çok dine ev sahipliği yapmış tarihi, etkileyici tasarımı ve muhteşem mimarisiyle ziyaretçilerini bekliyor.

2 YORUMLAR

NEDEN BİR YORUM YAZMIYORSUN?

Please enter your comment!
Please enter your name here