Avustralyalıların deyimi ile ‘Dünyanın Dibi’ olarak adlandırılan ve güney yarım kürede yer alan bu harika ülke, Hint Okyanusu ve Büyük Okyanus arasında yer alıyor. En yakın komşusu olan Yeni Zelanda‘ya 3 saat, Türkiye’ye ise 20 saat uçuş mesafesinde bulunuyor.

Avustralya’da bulunan toplam 7 eyalet; New South Wales, Queensland, South Australia, Tasmania, Victoria, Western Australia ve Australian Capital Territory şeklinde adlandırılmış.

Bir ülkenin en meşhur yeri her zaman başkentidir mantığı nereden yerleşmişse, yabancıların İstanbul’u başkent zannettikleri gibi, ben ve birçok yabancı arkadaşım da başkentin Sydney değil de Canberra olduğunu öğrendiğimizde oldukça şaşırmıştık. Canberra, coğrafi yapısı ve iş olanaklarının azlığı nedeni ile genellikle yabancılar tarafından pek tercih edilmeyen bir şehir. Sırası ile Sydney, Melbourne ve Brisbane, yasamak için en çok tercih edilen şehirler arasında.

Avustralya-Yasam

Yazı: Tuba Kütük

Avustralya ismi, Latince’de güneyden, güneye ait olan anlamına gelen Australis kelimesinden türetilmiş. İlk Avustralya yerlisi olan Aborijinlerin ataları ise, kara bağlantıları veya kısa mesafeli suları geçerek Güneydoğu Asya’dan adaya yerleşmişler. 1770’de James Cook, New South Wales olarak adlandırdığı bölgeyi Britanya topraklarına kattığını ilan ettikten sonra, seferler sonucu yapılan keşifler, kıtanın sömürülmesi için mahkumların ve tutukluların işçi olarak çalıştırıldığı kolonilerin kurulmasını sağlamış ve böylece kıtaya beyazların girişi de bu şekilde gerçekleşmiş.

  1. Dünya Savaşı’na katılan Avustralyalılar, Avustralya ve Yeni Zelanda Askeri Gücü’nün, Çanakkale Savaşı sonrası mağlup olmasını, saygı ile hatırlar ve bu tarihi, ulusun doğuş tarihi olarak kabul ederler. Avustralya, II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’dan gelen tüm göçleri desteklerken, 1970’lerde, sadece Avrupalıların göç etmesine izin veren yasanın iptali ile, Asya ve dünyanın diğer yerlerinden gelen göçmenler de desteklenmiş.

Avustralya, oldukça gelişmiş bir eğitim sistemine sahip. Teknolojiyi her noktada kullanan ve bunu sınırsız paylaşan eğitim kurumları, motivasyonu yüksek tutma konusunda yaptığı organizasyonlarla da eğitimi eğlenceli hale getiriyor. Bunun yanında alınan diplomaların uluslararası geçerliliği ve part time çalışma izninin olması da Avustralya’yı, her yıl binlerce öğrencinin “ilk tercihi” haline getiriyor. Bu noktada ülke, eğitim sektörü ile önemli bir gelir kaynağına sahip.

İstihdamın oldukça yüksek olması, hemen her sektörde iş bulmanızı kolaylaştırıyor. İngilizce seviyenize göre bulabileceğiniz işler; benim de deneyimlediğim gibi, garsonluktan film artistliğine kadar uzanıyor. Diğer taraftan, yapacağınız en ufak işin bile ustası olmanız beklendiği icin, almanız gereken kursların maddi anlamda oldukça külfetli olmasının yanında, aldığınız eğitime göre de kursu tamamlayabilmeniz gösterdiğiniz performansa bağlı olarak değişiyor. Bunun yanı sıra, yaptığınız işe göre değişen ve size seçtiğiniz sektörde çalışma izni veren zorunlu sertifikalar da var. Fakat bunlar için, 80-100 dolar arası bir ödeme yapmanız gerekiyor.

Avustralya’da uygulanan maaş sistemi, Türkiye’deki uygulamadan farklı olarak, haftalık ve saatlik ücret şeklinde olduğundan, bu sistemi daha çok sevmiştim. Genelde geçici isler olduğu icin, işyerine herhangi bir bağlılığınız bulunmuyor. Bunun anlamı; istediğiniz zaman is değiştirebilir ve iki iş arasında dilediğiniz kadar tatil yapabilirsiniz.

Avustralyada-Yasam

Trafik sıkıntısı Turkiye kadar olmasa da iş saatlerinde oldukça yoğun trafiğe sahip olan Avustralya’da ulaşım derdini tamamen unuttum. Neredeyse evlerin içine kadar uzanan Metro ağı, gideceğiniz her yere rahatlıkla ulaşmanızı sağlıyor. Gece geç saatlere kadar hizmet veren otobüsler de metronun uzanamadığı noktaya destek oluyorlar.

Tren ve otobüs biletlerini tek kullanımlık ya da gidiş-dönüş alabileceğiniz gibi, haftalık ve 14 günlük seçenekleri bulabilmeniz mümkün. En kısa mesafeye trende 4 dolar verirken, otobüs için bu fiyat 2.40 dolar. Tabi yerli halk için bu fiyatlar daha makul seviyelerde.

Yerlilerden bahsetmişken, aborjinleri ülkenin her yerinde görmek mümkün. Şehir içlerinde diğer insanlara daha alışkın olduklarını gözlemlediğim gerçek yerlileri, şehirden uzaklaştıkça biraz daha yabani buldum. Buna rağmen bu ırkı sevmediğimi söyleyemeyeceğim.

Avustralya, kolaylıkla ulaşılabilecek muhteşem sahilleri ve bitmeyen gece hayatinin yanında, festivalleriyle de ünlü. Her yıl düzenlenen ve aralarında Türk Festivali’nin de bulunduğu festivallerin en büyüğü, tüm dünyadan akın gören ve benim de keyifle izlediğim ‘Mardi Gras’tır.

23 milyon nüfusa sahip ülkede enerji neredeyse hiç bitmiyor. Spora büyük önem veren Avustralyalılar, güne yüzme ile başlayıp, koşu veya başka sporlar ile devam ediyorlar. Bununla beraber beslenmeye de çok önem verilen ülkede, vejetaryenlik oranı oldukça yüksek. Öyle ki; üç çeşit yemek çıkaran bir restaurantta, bir çeşit vejetaryen yemeği bulmak hiç de şaşılacak bir durum değil.

Buna tezat olan tek şey ise, fazla tüketilen alkol. Hatta bu konuda Avustralyalılarla ilgili meşhur bir söylenti de hafta içi beş gün çalışıp, hafta sonu tüm paralarını alkole harcadıkları. Taşkın davranışlara gerçek anlamda alışkın olmayan Avustralya hükümeti, iki sene önce bu konuya da el atarak aksam 10:00’dan sonra alkol satışını ve gece 01.30’dan sonra da eğlence merkezlerine girişleri yasaklayıp, 03.00’da mekanları kapatma kararı aldı.

Avustralya-Hayat

Giyim kuşam olarak dünyanın en rahat ülkesi dersem, çok da yerinde konuşmuş olurum. Giyebileceğiniz en absürt kıyafeti giyip sokağa çıkın, kimse size bakmayacaktır. Hatta şık bir restaurantta, sağ tarafınızda bir CEO ile karşılaşabilirken, sol tarafınızda bir inşaat işçisini, çalışma üniforması ile görebilmeniz mümkün. Bu anlamda dış görünüşün zerre kadar önemli olmadığı bir ülkedir Avustralya.

Diğer taraftan, hava şartlarının gün içerisinde çok değişken oluşu, atki ile başladığınız güne, öğleden sonra giydiğiniz mayo, aksam ise mont eşlik ediyor. Bu nedenle orada yaşayanlardan sıkça duyabileceğiniz tavsiye; Avustralya’da yanında bulundurman gereken üç şey terlik, mayo ve şemsiyedir.

Yaşam standartlarının oldukça yüksek olduğu, tropikal iklime sahip olan ülkede, ortalama 7-8 ay yaz mevsimi hâkim. Öyle ki; kış diye bir mevsim olduğunu unutabiliyorsunuz. Hava sıcaklığının 8-9 derecenin altına düştüğü pek görülmeyen kış mevsiminde ise, rüzgârın ve kuru havanın etkisi, -2 dereceleri aratmayacak kadar üşütebiliyor.

Avustralya’da yasamak istiyorsanız, Türkiye’de alıştığınız o lüks hayatı bir kenara bırakmanız gerekiyor. Evlerin %80’i paylaşımlı. Yani; 3 odalık bir evde, 5 kişi de kalabilirsiniz, 15 kişi de. Benim tercihim 6 kişilik evlerde, max 2 kişilik odalar oldu.

Avustralyalı gençlerin bile tercih ettiği bu yasam tarzının en büyük nedeni; ev kiralarının çok yüksek olması. Bu noktada, eğer evinizi başka insanlarla paylaşma fikri size garip gelmiyorsa, Avustralya’da evsiz kalma ihtimaliniz de neredeyse sıfır. Haftalık 300-350 dolar ödeyebilirim derseniz, 3-4 kişilik bir evde, kendinize ait bir oda bile kiralayabilirsiniz.

Rakam yüksek geldi derseniz, evin konumuna ve kişi sayısına göre fiyatlar haftalık 120 dolara kadar düşüyor. Tabi bu rakamlar Sydney’e göre. Melbourne ve Brisbane’da yasam biraz daha ucuz.

Avustralyada-Hayat

Turistik amaçlı gidilebilirliği diğer ülkelere kıyasla zor olmasına karşılık, Avustralya dünya turizminde önde gelen ülkeler arasında. Avustralya deyince ilk akla gelen yapıt tabi ki dünyaca ünlü müzisyenlere ve bale sanatçılarına ev sahipliği yapan, Sydney Opera Binası.

Bununla beraber Avustralya’nın yeni yıla ilk giren ülkelerden biri olması ve kutlamalar için yaptığı havai fişek gösterileri sayesinde, ülkeye ciddi anlamda turist girişi sağlamakta.

Sydney’deki Bondi Beach, Melbourne’deki Great Ocean Road, Uluru-Kata Tjuta Milli Parkı’nın içinde bulunan Uluru/Ayers Rock, Whitsunday Island’daki Whitehaven Beach ve dalış meraklıları icin Great Barrier Reef görülmesi gereken muhteşem turistik mekanlar arasında.

Sörf denildiğinde akla gelen ilk ülke olan Avustralya’da sörf, yaz veya kış fark etmeksizin yapılan bir spor. Bağımlılık yapan bir spor olmasıyla beraber, yapması da oldukça zor. Sydney’deki hemen hemen her sahilde bulabileceğiniz sörf okullarında ders alıp, siz de bu keyifli spora başlayabilirsiniz. ‘Yok bana göre değil’ derseniz de yanınıza alacağınız güneş kreminiz ve şapkanız ile okyanusun azgın dalgalarında sörf yapan sporcuları izlemek, neredeyse aynı keyfi verecektir.

Ayrıca her yıl Sydney Manly Beach’te düzenlenen Australian Open Of Surfing yarışlarında, dünyaca ünlü sörfçüleri görmeniz de mümkün.

Avustralya-Turizm

Avustralyalıların rahat ve sade yaşam tarzlarının hayata her yönden destek sağlaması, tatil yaşamını da etkilemiş. Öyle ki; yılda bir ay tatil yapmak az bile karşılanıyor. Eğer, kişi sayısı dört veya fazlası olacak şekilde bir tatil planınız var ise en yerinde seçim hem uygun hem de daha keyifli olan, karavan kiralamak olacaktır. Hatta karavanınız, bir ev gibi her ihtiyacınızı karşılayabiliyorsa, karavan parklarına para ödemenize de gerek kalmadan, yol kenarlarında bulunan park yerlerinde geceyi geçirebilirsiniz.

Eğer karavanda kalmak size göre değilse, araba kiralayabilirsiniz. Hatta, arabayı kiraladıktan sonra, ilan verip benzin masraflarını paylaşabileceğiniz bir yol arkadaşı bulup, iki durak arasındaki uzun ve sessiz mesafeleri (min 600-700 km) uyuklamadan bitirip, harika yerler keşfedebilirsiniz.

O da uymazsa, tek başınıza bile yapabileceğiniz hop on-hop off otobüsler ile, istediğiniz duraklarda inip tekrar binebileceğiniz bir seçenek de mevcut. Kişiden kişiye değişse de belki de en eğlenceli olan bu tatil sayesinde yolda tanışacağınız sırt çantalı gezginler, tatilinize keyif katacaktır. Hosteller ise bu kişiler için tek ve vazgeçilmez tercih.

Avustralya-Seyahati

Avustralya’nın içime işleyen yaşam tarzı, farkında olmadan benim de hayata bakışımı değiştirdi. Lüksten ya da konfor dersem belki daha yerinde bir tabir olur, tamimiyle uzak bir yaşamda da aslında mutlu olunabileceğini anlattı bana Avustralya. Hatta, kişiliğinizi, yasam tarzınızı, maddi ve manevi değerlerinizi özgürce ve eleştirilmeden ortaya koyabileceğiniz bir adresti bana göre.

Bana kattığı bu değerleri yanıma alarak yoluma devam etmeye karar verdim. Bundan sonra ki hedefim, Dünya’yı dolaşmaktı. Artık ben de bir gezgin olmuştum 🙂 ve içimde coşan bu gezme-görme aşkıyla rotamı Asya’ya çevirdim.

Gezme ve görme isteğine yenik düşenlere…

NEDEN BİR YORUM YAZMIYORSUN?

Please enter your comment!
Please enter your name here